11.06.2026
İnsanoğlunun mimari tarihi, keşfettiği malzemelerin sınırlarıyla şekillenmiştir. Taş çağında kerpiç ve ahşapla başlayan yolculuk, Roma’nın puzolanik betonu bulmasıyla anıtsal yapılara dönüşmüş, Sanayi Devrimi’yle birlikte çelik ve betonarmenin ortaklığı gökdelenleri doğurmuştur. Bugün ise geleneksel inşaat malzemelerinin yapısal, çevresel ve mekanik sınırlarına dayanmış durumdayız. Depremlere meydan okuyan, kendi kendini onarabilen, kilometrelerce yüksekliğe ulaşsa da kendi ağırlığı altında ezilmeyen yapılar inşa etmek için artık makro dünyadan mikro dünyaya, yani nanoteknolojiye geçiş yapıyoruz.