Robot denince aklımıza genellikle sert metaller, gıcırtılı eklemler ve hantal hareketler gelir. Ancak doğa böyle çalışmaz; canlılar yumuşaktır, esnektir ve darbelere uyum sağlar. Mühendisler, robotları doğaya daha uygun hale getirmek için klasik metalleri terk edip maddenin en ilginç hallerinden birine yöneliyor: Oda sıcaklığında sıvı olan metaller.
Gözlerinizi kapatın ve masanızdaki bir kalemi elinize alın. Kalemin sertliğini, yüzeyinin pürüzsüzlüğünü ve onu düşürmemek için ne kadar sıkmanız gerektiğini düşünmeden, otomatik olarak bilirsiniz. Bunu sağlayan, parmak uçlarınızdaki binlerce sinir ucudur.
Geleneksel camlar pasiftir; orada öylece dururlar. Işık gelirse geçirirler, hava ısınırsa içeri alırlar. Ancak Akıllı Camlar, çevreye veya kullanıcının isteğine tepki verebilen "aktif" malzemelerdir.
Elimizdeki akıllı telefonlarda milyarlarca transistör var. Peki, insan saçından binlerce kat daha ince olan bu devreler silikonun üzerine tek tek elle mi çiziliyor? Elbette hayır.
Geleceğin sağlık sensörleri bileğimize taktığımız bir aksesuar olmayacak; onlar ikinci bir deri gibi vücudumuza yapışacak, nefes alacak ve hatta biz fark etmeden sağlığımızı takip edecek. Bu hayali gerçeğe dönüştüren temel yapı taşı ise Hidrojellerdir.
Her yıl dünya genelinde 50 milyon tondan fazla elektronik atık (e-atık) üretiyoruz. Akıllı telefonlar, bilgisayarlar ve sensörler... Hepsinin ortak bir sorunu var: Kullanım ömürleri bittiğinde doğada yüzlerce yıl zehirli birer çöp olarak kalıyorlar. Silikon, plastik ve ağır metallerden oluşan bu yığın, gezegenimiz için sessiz bir tehdit.
Elektronik dünyasını düşündüğümüzde aklımıza genellikle sert, kırılgan silikon çipleri ve bakır kablolar gelir. Ancak malzeme biliminde yaşanan sessiz bir devrim, bu algıyı tamamen değiştiriyor. Hem plastik gibi esnek ve işlenebilir hem de metaller gibi elektriği iletebilen malzemeler hayal edin. İşte İletken Polimerler ve bunların oluşturduğu Organik Elektronik dünyası tam olarak budur.
Manyeto-Reolojik (MR) sıvı, dışarıdan bakıldığında koyu gri, yoğun kıvamlı bir yağa benzer. Ancak bu sıradan bir yağ değildir. Bir manyetik alana maruz kaldığında, saniyenin binde biri kadar kısa bir sürede (milisaniye) sıvı halden neredeyse katı (balmumu veya kil kıvamı) bir hale geçebilir. Manyetik alan kalktığında ise anında tekrar sıvılaşır.
Fotokromik (Photochromic) kelimesi, Yunanca "photos" (ışık) ve "chroma" (renk) kelimelerinden gelir. Yani "ışıkla renklenen" demektir. Bu camlar, ultraviyole (UV) ışınlarına maruz kaldığında kararır, UV kaynağı kesildiğinde ise tekrar şeffaf hale gelir.
Yunanca "thermos" (ısı) ve "chroma" (renk) kelimelerinin birleşiminden türetilen termokromik malzemeler, sıcaklık değişimlerine tepki olarak moleküler yapısını ve dolayısıyla ışığı yansıtma şeklini değiştiren akıllı maddelerdir.