
Mühendislik, bir problemi en verimli şekilde çözme sanatıdır. Ancak doğa, bu "Ar-Ge" sürecini 3.8 milyar yıldır yapmaktadır. Biyomimetik (veya biyotaklit), doğadaki modelleri, sistemleri ve elementleri inceleyerek karmaşık insan problemlerini çözmeyi amaçlayan disiplinler arası bir alandır. Günümüzde savunma sanayii; kuşların aerodinamiğinden böceklerin görme yetisine, yumuşakçaların zırh yapısından bitkilerin yüzey özelliklerine kadar pek çok biyolojik mekanizmayı askeri teknolojilere entegre etmektedir.
Çelikten 5 kat daha sağlam, Kevlar'dan çok daha esnek ve tüy kadar hafif... Örümcek ipeği, malzeme biliminin "kutsal kasesi" olarak kabul edilir.
Balistik Performans: Örümcek ipeği, enerjiyi emme (sönümleme) kapasitesi bakımından sentetik liflerden üstündür. Bu yapı taklit edilerek üretilen "Biyo-çelik" lifler, askerler için hareket kabiliyetini kısıtlamayan, ultra hafif kurşun geçirmez yeleklerin üretiminde kullanılmaktadır.
Sürdürülebilirlik: Petrol türevi olmayan bu malzemeler, biyolojik fermantasyon yöntemleriyle laboratuvar ortamında üretilebilmektedir.
Denizaltıların ve torpidoların en büyük düşmanı suyun sürtünme direncidir. Köpekbalığı derisi, mikroskobik düzeyde "dentikül" adı verilen diş benzeri yapılarla kaplıdır.
Sürtünme Azaltma: Bu yapılar suyun akışını düzenler, türbülansı engeller ve sürtünmeyi ciddi oranda azaltır. Bu teknoloji ile kaplanan denizaltılar daha hızlı hareket ederken, sonar sistemlerine yakalanma riskini azaltan akustik bir gizlilik (sessizlik) kazanır.
Biyo-kirlenme Karşıtı: Ayrıca bu yüzey yapısı, gemi gövdelerine yosun ve midye yapışmasını engelleyerek bakım maliyetlerini düşürür.
Savaş sahası tozlu, çamurlu ve kirlidir. Ancak sensörlerin, optiklerin ve güneş panellerinin her zaman temiz kalması gerekir. Nilüfer yaprağının üzerindeki mikroskobik çıkıntılar, suyun yüzeye yapışmasını engeller ve su damlaları yuvarlanırken kiri de beraberinde götürür.
Süperhidrofobik Kaplamalar: Bu prensiple geliştirilen nano-kaplamalar, askeri araçların camlarını, antenlerini ve hassas optiklerini yağmur, çamur ve buzlanmaya karşı korur.
Bir deniz yumuşakçası olan Abalone'nin kabuğu (sedef), tebeşir kadar kırılgan olan kalsiyum karbonattan oluşur. Ancak mikroskobik yapısı sayesinde, yüksek teknoloji seramiklerden bile daha dayanıklıdır.
Tuğla-Harç Yapısı: Sedefin yapısı, protein bazlı bir "harç" ile birbirine yapıştırılmış mikroskobik "tuğlalar" gibidir. Bu yapı, çatlağın ilerlemesini durdurur. Tank ve zırhlı araçlar için geliştirilen yeni nesil kompozit zırhlar, bu katmanlı yapıyı taklit ederek çoklu vuruşlara dayanıklı hale getirilmektedir.
Gece uçan güvelerin gözleri, ışığı yansıtmaz; bu sayede avcılarından saklanırlar.
Anti-Reflektif Yüzeyler: Güve gözündeki nano-yapılar taklit edilerek geliştirilen filmler, gece görüş dürbünlerinde ve askeri camlarda kullanılır. Bu sayede hem ışık geçirgenliği artar hem de lensin parlaması sonucu düşman tarafından fark edilme riski ortadan kalkar.
Geko kertenkelesi, ayaklarındaki milyonlarca mikroskobik tüy sayesinde en pürüzsüz cam yüzeylere bile yapışabilir.
Kuru Yapışma: Herhangi bir kimyasal yapıştırıcı kullanmadan, "Van der Waals" kuvvetleri ile çalışan bu mekanizma, dikey duvarlara tırmanabilen casus robotların ve insansız gözetleme sistemlerinin geliştirilmesine ilham vermiştir.
Biyomimetik, doğayı sadece "taklit etmek" değil, onun çalışma prensiplerini nanoteknoloji ile birleştirip "yeniden tasarlamak" demektir. Savunma sanayii, doğanın milyonlarca yıllık hayatta kalma tecrübesini metal ve polimerlere işleyerek daha akıllı, daha dayanıklı ve daha verimli sistemler üretmeye devam edecektir. Geleceğin zırhı çelikten değil, biyolojiden gelecektir.