
Geleneksel kemoterapiyi düşünün. İlaç damardan verilir ve tüm vücuda yayılır. Kanserli hücreleri öldürürken saç köklerini, mideyi ve bağışıklık sistemini de yıpratır. Bu, düşmanı vurmak için tüm şehri bombalamaya benzer.
Peki ya ilacı sadece düşman karargahına bırakan, sağlıklı dokuya dokunmayan mikroskobik kapsüllerimiz olsaydı? İşte İlaç Salınımı Yapan Nanopartiküller tam olarak bunu yapıyor. Nanotıp dünyasının bu "Truva Atları", tedavilerin etkinliğini artırırken yan etkileri minimuma indiriyor.
Bir nanometre, metrenin milyarda biridir. Nanopartiküller ise boyutları 1 ile 100 nanometre arasında değişen, gözle görülmeyen parçacıklardır. İlaç taşıyıcı olarak kullanılan nanopartiküller; polimerler, yağlar (lipitler) veya metallerden üretilen mikroskobik kapsüllerdir.
İlaç molekülleri bu kapsüllerin içine hapsedilir veya yüzeyine yapıştırılır. Böylece ilaç, vücut içinde korunarak taşınır ve sadece hedeflenen yerde serbest bırakılır.
Bu sistemlerin "akıllı" olarak adlandırılmasının üç temel nedeni vardır:
Bazı ilaçlar kanda çok çabuk bozulur veya vücut tarafından hemen atılır. Nanopartikül, ilacı bir zırh gibi sararak bozulmadan hedef dokuya ulaşmasını sağlar.
Pasif Hedefleme: Kanserli tümörlerin damarları delikli ve geçirgendir. Nanopartiküller bu deliklerden sızarak tümör dokusunda birikir (EPR Etkisi).
Aktif Hedefleme: Nanopartikülün yüzeyine, sadece kanser hücresini tanıyan özel "anahtarlar" (ligandlar, antikorlar) takılır. Parçacık, kilit-anahtar uyumuyla doğrudan hastalıklı hücreye yapışır.
İlaç, hedefe ulaştığında hemen bırakılmaz. Önceden programlanmış bir hızda, yavaş yavaş salınır. Bu sayede ilaç seviyesi kanda sürekli sabit kalır ve sık sık ilaç alma zorunluluğu ortadan kalkar. Hatta bazı "akıllı" partiküller, sadece belirli bir sıcaklıkta, pH değerinde veya ışık gördüğünde ilacı serbest bırakacak şekilde tasarlanabilir.
Lipozomlar: İlacı saran yağ kürecikleridir. En eski ve en yaygın kullanılan türdür (Örn: Bazı COVID-19 aşıları ve kanser ilaçları). Biyouyumludurlar ve toksik değillerdir.
Polimerik Nanopartiküller: Biyobozunur plastiklerden (PLA, PLGA gibi) yapılır. Vücutta zamanla eriyip kaybolurlar.
Dendrimerler: Ağaç dalları gibi dallanmış bir yapıya sahip polimerlerdir. Çok sayıda ilaç molekülünü taşıyabilirler.
Manyetik Nanopartiküller: İçlerinde demir oksit bulunur. Dışarıdan mıknatıs tutularak vücudun istenilen yerine yönlendirilebilirler.
Kemoterapinin saç dökülmesi, bulantı gibi ağır yan etkilerini ortadan kaldırmayı hedefler. İlaç doğrudan tümöre gittiği için sağlıklı hücreler zarar görmez.
Beynimiz, "Kan-Beyin Bariyeri" adı verilen sıkı bir duvarla korunur. Çoğu ilaç bu duvarı geçemez. Nanopartiküller, bu bariyeri aşarak Alzheimer, Parkinson veya beyin tümörü ilaçlarını beyne taşıyabilir.
DNA veya RNA gibi genetik materyallerin hücre içine taşınmasında virüslerin yerine güvenli bir alternatif olarak kullanılırlar.
Geleceğin teknolojisi, Terapi ve Tanı (Diagnostik) kelimelerinin birleşimidir. Geliştirilen yeni nesil nanopartiküller, hem kanserli hücreyi bulup görüntüleyebilecek (tanı) hem de aynı anda ilacı bırakıp onu yok edebilecek (tedavi). Yani "Gör ve Yok Et" prensibi.
İlaç salınımı yapan nanopartiküller, tıp tarihinin en hassas silahlarıdır. İlacı sadece bir kimyasal madde olmaktan çıkarıp, programlanabilir bir robota dönüştürmektedirler. Bu teknoloji olgunlaştıkça, "yan etki" kavramı tıp sözlüklerinden silinmeye adaydır.