
Eskiden diş çürüğü tedavisi denince akla gelen ilk görüntü, ağız içinde parlayan gri metal dolgulardı. Ancak modern diş hekimliği, "görünmez restorasyonlar" çağına girdi. Artık diş hekimleri, nanoteknoloji ile güçlendirilmiş Kompozit Reçineler sayesinde, dişin doğal rengini ve formunu birebir taklit edebiliyor.
Bu yazımızda, halk arasında "beyaz dolgu" veya "ışınlı dolgu" olarak bilinen kompozit reçinelerin ne olduğunu, amalgam dolgulardan farkını ve neden günümüzün altın standardı haline geldiğini inceliyoruz.
Kompozit reçine, tek bir madde değil, üstün özellikli bir karışımdır. Temel olarak iki ana yapıdan oluşur:
Organik Matriks (Reçine): Akışkanlığı sağlayan plastik bazlı bir maddedir (Genellikle Bis-GMA türevleri).
İnorganik Doldurucular (Filler): Dayanıklılığı ve estetiği sağlayan mikroskobik cam, kuvars veya seramik parçacıklarıdır.
Bu iki yapı, birbirine "silan" adı verilen bir ajanla bağlanır. Sonuç; şekil verilebilen, ışıkla sertleşen ve dişe kimyasal olarak yapışan güçlü bir malzemedir.
Kompozit dolguların başarısı, hekimin hassas çalışmasına bağlıdır. İşlem adım adım şöyle ilerler:
Hazırlık: Çürük temizlenir. Kompozitin en büyük avantajı burada ortaya çıkar: Sağlam diş dokusunu aşındırmaya gerek yoktur, sadece çürüğü almak yeterlidir.
Asitleme ve Bonding: Diş yüzeyine mikroskobik gözenekler açmak için jel sürülür ve ardından "bond" (yapıştırıcı) uygulanır.
Tabakalama (Layering): Kompozit, dişe tek seferde doldurulmaz. Büzülmeyi önlemek için ince tabakalar halinde yerleştirilir.
Işıkla Sertleşme (Polimerizasyon): Her tabakaya mavi dalga boyunda (LED) ışık tutulur. Bu ışık, reçinenin saniyeler içinde sertleşmesini sağlar.
Polisaj: Son olarak dolgu, doğal diş parlaklığına ulaşana kadar cilalanır.
Diş hekimi, elindeki renk skalasından dişinize en uygun tonu seçer. Bukalemun etkisi gösteren yeni nesil nano-kompozitler, çevre dokunun rengini yansıtarak dolgunun sınırlarını belirsiz hale getirir.
Eski metal dolgularda, dolgunun düşmemesi için dişten fazladan parça kaldırmak ve "kilit" mekanizması oluşturmak gerekirdi. Kompozitler dişe kimyasal olarak yapıştığı için (adhezyon), sadece çürüğü temizlemek yeterlidir.
Metal dolgular sadece boşluğu doldurur, dişi tutmaz. Kompozit reçineler ise diş duvarlarını birbirine bağlayarak, zayıflamış dişi kırılmalara karşı destekler.
Dolguda ufak bir kırık oluşursa, tamamını sökmeye gerek yoktur. Sadece hasarlı bölge temizlenip yeni kompozit eklenebilir.
Dayanıklılık: Gelişen nano-hibrit teknolojisi sayesinde kompozitler artık arka dişlerdeki çiğneme basıncına en az amalgam kadar dayanabilmektedir.
Toksisite: Amalgam cıva içerir ve tartışmalı bir konudur. Kompozitler cıva içermez ve biyouyumludur.
Isı İletimi: Metal dolgular sıcak-soğuk hassasiyeti yapabilirken, kompozitler yalıtkandır.
Kompozit dolgular teknik hassasiyet gerektirir; işlem sırasında dişin kesinlikle kuru kalması gerekir (tükürük değmemelidir). Ayrıca çok fazla çay, kahve veya sigara tüketen bireylerde, doğal dişler gibi zamanla renkleşme yapabilirler, ancak bu durum polisaj ile giderilebilir.
Kompozit reçineler, diş hekimliğinde "estetik ve fonksiyonu" birleştiren modern bir mucizedir. Gülüşünüzde gri gölgeler istemiyor ve diş dokunuzu maksimum düzeyde korumak istiyorsanız, kompozit teknolojisi sizin için en doğru çözümdür.